YAPAY ZEKANIN HUKUKİ KONUMU

Zekâ insanda doğuştan var olan düşünme, akıl yürütme, nesnel gerçekleri algılama, kavrama, yargılama ve sonuç çıkarma yeteneklerinin tümü anlamına gelir. Yapay zekâ ise son zamanlara kadar sadece insana ait olan bu yetenekleri öğrenip kullanabilen otonom varlıkları tanımlar.


Müthiş bir hızla ilerleyen teknolojinin ürünü olan yapay zekâlar gündemde kendine yeni yer edinmeye başlamış görünse dahi “yapay zekâ” kavramının 50 yılı aşkın bir geçmişi var. Yapay zekâ kavramı ilk olarak John McCarthy tarafından 1956 yılında kullanılmıştır. Aradan geçen 50 yılı aşkın sürede yapay zekânın tanımında ve bulunduğu konumda büyük değişiklikler olmuştur.


Yapay zekâ denildiğinde aklımıza bilim kurgu filmlerine konu süper yetenekli robotların gelmesi normal bir durum olmakla birlikte aslında yapay zekâ bundan daha çok hayatımızın içindedir. İnsansız hava araçlarından telefonlarımıza verdiğimiz sesli komutlarla çalışan ve hatta bize cevap veren günlük yaşamımızla iç içe olan sesli asistanlara kadar yapay zekâ hayatımızın ayrılmaz bir parçası haline gelmiştir.
Teknoloji ilerlemeye devam ettikçe yapay zekâların yetkinlikleri de günden güne artmaktadır bu da beraberinde yapay zekâ hakkında ciddi tartışmaları getirmektedir. Öyle ki, yapay zekâya cezai ehliyet verilip verilemeyeceği bugünün en çok tartışılan konularından birisi haline gelmiştir. Zira yapay zekâların yararlarının yanı sıra zararlara da sebebiyet verebileceği ciddi endişelere yol açmaktadır. Oluşabilecek zarar sonucunda uygulanması gereken yaptırımların kime karşı uygulanacağı ise merak konusu olmaktadır.

Yapay zekânın getirebileceği zararları örneklendirecek olursak sağlık alanında işlem yapan bir yapay zekânın koyacağı yanlış teşhis ve uygulayacağı yanlış tedavi sonrasında hayatını kaybeden bir hastadan ya da savunma sanayisinde çalışan bir yapay zekânın vurulacak noktayı yanlış belirlemesi sonucu ortaya çıkabilecek büyük bir yıkımdan ve bu yıkımın sorumlusunun kim olacağından bahsedebiliriz. Benzer şekilde sayısız örnek getirilebilir ancak asıl sorun bu durumların sonucunda zarardan sorumlunun yapay zekânın üreticisinin mi, yapay zekâyı satın alanın mı yoksa yapay zekânın kendisinin mi olacağıdır.


Otonom karar verme yeteneğine sahip bir varlık olan yapay zekânın sebep olduğu bir zarardan üreticisinin veyahut yapay zekâyı satın alan kişinin sorumlu tutulması adalet duygusuna ters bir durum oluşturur. Buradan da anlaşılabileceği gibi insan elinin değdiği her alanda olduğu gibi yapay zekâ alanında da hukuki düzenlemelere ihtiyaç duyulduğu aşikârdır.
Yapay zekânın sorumluluk almasından bahsedebilmek için yapay zekânın bir kişiliği olması gerekmektedir. Türk Medeni Kanunu’nda kişilik kavramı gerçek ve tüzel kişilik olmak üzere ikiye ayrılır. Kişilik kavramı kanunda hak ehliyetine sahip varlıklar olarak tanımlanmıştır. Bu da insana özgü bir durum olan kişilerin hak sahibi olabilmesi ve borç altına girebilmesi anlamına gelir. İnsanlar dışında kişilik kavramının süjesi olan diğer varlıklar Türk Medeni Kanunu, ikinci kısımda Tüzel Kişilik başlığı altında dört maddede düzenlenmiştir. Yukarıdan da anlaşılacağı üzere yapay zekâ bu iki kategoriye de dahil değildir bunun sonucu olarak yapay zekânın hak sahibi olup borç altına girebilmesi için yeni bir kişilik kavramı getirilmelidir düşüncesi doğmuştur.


Bu konuda atılmış en somut adım ise Avrupa Parlamentosu’ndan gelmiştir. Avrupa Parlamentosu 27 Ocak 2017 tarihinde yayınladığı Robotikler Hakkında Medeni Hukuk Kuralları Tavsiye Raporu’nda yapay zekâlar hakkında “elektronik kişilik” kavramından bahsetmiştir. Söz konusu rapor yapay zekâya özgü üçüncü bir kişilik tipini dile getiren ilk resmi belgedir. Komisyon ilgili raporda yapay zekâya sahip robotların özerkliğini “dış kontrol veya etkiden bağımsız olarak karar alma ve dış dünyaya uygulama yeteneği” olarak tanımlamıştır. Yapay zekânın özerk kararlar alabildiği durumlarda geleneksel hukuk kurallarının yetersiz kalacağını bu sebepten ötürü de robotlara özel bir kişilik kavramı yaratılması gerektiğini savunmuştur.


Bu düşüncenin amacı yukarıda da bahsi geçen yapay zekâdan kaynaklanabilecek zararlardan kimin sorumlu olacağı karmaşasına bir nebze de olsun çözüm getirebilmektir. Böylelikle yapay zekâlar da tıpkı insanlar gibi cezai ehliyete sahip olup davalarda davacı veya davalı konumunda bulunabileceklerdir. Raporda ek olarak yapay zekâlardan kaynaklanan sorunlarda zararın giderilmesi için yapay zekâlara ait varlık fonlarından yararlanılması gerektiğini öne sürmüştür.
Avrupa Parlamentosu ayrıca 20 Ekim 2020’de Yapay Zekâ alanında etik, hukuki sorumluluk ve fikri mülkiyet haklarını konu alan üç farklı raporu da kabul etti. Yapay zekânın etik çerçevesine değinen ilk raporda şeffaflık ve hesap verilebilirlik ilkeleri öne çıktı. Kuşkusuz raporun hesap verebilirliğine yaptığı vurgu dikkat çekiciydi. Rapor ayrıca yapay zekâların etik çerçevenin dışına çıkmaları durumunda otonom özelliklerinin devre dışı bırakılıp tekrar insan kontrolüne geçmesi gerektiğinin altını çizdi. Iban Garcia del Blanco tarafından hazırlanan rapor lehine aldığı 559 oyla kabul edildi.
Yapay zekânın hukuki sorumluluğuna dikkat çeken bir diğer rapor ise Alex Voss tarafından hazırlandı. Raporda yapay zekânın meydana getirebileceği herhangi bir hasardan yapay zekânın kullanıcısının sorumlu olduğu tartışıldı. Rapora göre kurallar yaşama, sağlığa, fiziksel bütünlüğe ya da mala zarar veren fiziksel ya da sanal yapay zekâ aktivitelerine karşı uygulanmalıdır. Bu rapor ise 626 lehte oyla kabul edildi. Bu raporlardan da görüldüğü üzere yapay zekâdan kaynaklanan tartışmaların önümüzdeki dönemlerde de süreceği aşikâr.
Yapay zekâya hukuki sorumluluk yüklenmesi gerekliliğini göz önünde bulundurarak kişilik statüsü verilmesine karşı çıkan görüşler de vardır. Bu görüşlerden en göze çarpanı yapay zekânın köle olarak hukuk sistemlerinde yer alması gerektiğini savunan görüştür. Kölelik görüşünü savunanların temel dayanağı yapay zekânın basit bir eşya olarak değerlendirilmemesi gerektiği ancak kişilik statüsüne de yükseltilmesinin de gereksiz olduğudur. Buradan yola çıkarak yapay zekânın insan üretimi olduğu ve insanın ürettiği eşyalar üzerinde mülkiyet hakkı olduğundan dolayı insanın yapay zekâya sahip olduğu kabul görmüştür.


Hukuki literatürden çıkarılması için çok büyük mücadeleler ve hatta savaşlar verilen kölelik kavramını yapay zekâ özelinde olsa dahi tekrar gündeme getirmek ilkel bir yaklaşımdır ve sırf yapay zekânın eşya statüsünü korumak adına böyle bir adım atılması ileriye ve gelişmeye yönelik atılan adımların önünde büyük bir engeldir.


Teknoloji ilerlemeye devam ettikçe, yapay zekâ kavramı hayatımızda gittikçe daha da büyük bir yer kaplamaktadır. Yapay zekânın sağladığı yararlar insan hayatını kolaylaştırma konusunda yeni bir çağ açıyor olsa dahi bundan kaynaklanabilme ihtimali olan zararlar da göz ardı edilmemelidir. Zira otonom bir varlık olan yapay zekânın gelişimini göz ardı etmek ileride ondan kaynaklanabilecek problemlere karşı hazırlıksız yakalanmak anlamına gelir.


Türk Hukuku´na bakacak olursak yapay zekâdan kaynaklanan sorumluluk üzerine henüz uygulamaya yönelik bir çalışma yapılmadığı görülmektedir. Hukukçular hali hazırdaki sistemi yapay zekâya uyarlamaya çalışmaktadırlar. Ancak asıl nokta yapay zekânın bir kişiliği olup olmaması noktasıdır zira yapay zekâ eşya statüsünde kalmaya devam ettikçe şahsi bir sorumluluktan bahsetmek mümkün değildir. Hâlbuki yapay zekânın bir eşyadan oldukça farklı olduğu da açıktır. Bunun sonucu olarak gelecekte karşımıza çıkabilecek yapay zekâ kaynaklı hukuki ihtilaflara karşı kayıtsız kalınmaması açısından Avrupa Birliği’nin yaklaşımı büyük önem arz etmektedir. Yapay zekâ alanındaki küresel gelişmeleri göz önünde bulundurarak Türk Hukuku´nda da benzer adımlar atılması ve dahi yapay zekâya özgü, sui generis, bir kişilik kavramı getirilmesi gerekliliği yadsınamaz bir gerçektir.