COVID-19 SÜRECİNDE SİGORTA SÖZLEŞMELERİNİN DURUMU

6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nda açık bir mücbir sebep tanımı verilmemiş, durumun hal ve şartlarına göre değerlendirilebileceği hususu düzenlenmiş; somut olaylara uyarlanması içtihatlara ve doktrine bırakılmıştır. Bu bağlamda, doktrinde “Sorumlu veya borçlunun faaliyet ve işletmesi dışında meydana gelen, genel bir davranış normunun veya borcun ihlâline mutlak ve kaçınılmaz bir şekilde yol açan, öngörülmesi ve karşı konulması mümkün olmayan olağanüstü bir olay” şeklindeki tanıma yer verilmiştir.

Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 2017/11- 90 E. 2018/1259 K. Sayılı ve 27.06.2018 tarihli mücbir sebep hakkındaki kararı şöyledir: “Mücbir sebep, sorumlu veya borçlunun faaliyet ve işletmesi dışında meydana gelen, genel bir davranış normunun veya borcun ihlâline mutlak ve kaçınılmaz bir şekilde yol açan, öngörülmesi ve karşı konulması mümkün olmayan olağanüstü bir olaydır. Deprem, sel, yangın, SALGIN HASTALIK gibi doğal afetler mücbir sebep sayılır.”

• Yargıtay kararlarında mücbir sebebin unsurları şu şekilde belirtilmiştir: “Öncelikle mücbir sebep, zorlayıcı bir olaydır. Bu olay doğal, sosyal veya hukuki bir olay olabileceği gibi insana bağlı beşeri bir olay da olabilir. Bu olay, zarar verenin faaliyet ve işletmesi dışında kalan bir olay olmalıdır. Mücbir sebep sebebiyle zarar veren, bir davranış normunu veya sözleşmeden doğan bir borcu ihlal etmiş olmalıdır. Yine mücbir sebep, davranış normunun ihlali ya da borca aykırılığın sebebi olmalı ve kaçınılmaz bir şekilde buna yol açmış olmalıdır. Kaçınılmazlık kavramı, mücbir sebep yönünden karşı konulmazlık ve önlenemezlik kavramını da kapsar. Mücbir sebebin bir diğer unsuru ise öngörülmezliktir. ‘’

Dünya Sağlık Örgütü’nün 12.03.2020 tarihli kararında, koronavirüsü “Pandemi” (Küresel Salgın) olarak ilan edilmiş ve küresel risk seviyesi “yüksekten” “çok yüksek” seviyesine çıkarılmış, ayrıca Cumhurbaşkanlığı’nca alınan kararlarda, halka zorunlu olmadıkça sokağa çıkmaması tavsiye edilmiş, eğitime ara verilmiştir. Yurtdışı uçuşları durdurulmuş, şehirlerarası yolculuk yasaklanmıştır. Bununla beraber yargılama faaliyetlerine ilişkin tedbir kararları alınmış ve genelgeler ile halka açık işyerlerinin büyük bölümü kapatılmıştır. Mevcut durum dikkate alındığında, yaşanılan küresel salgının önceden öngörülemeyecek, olağanüstü bir durum olduğu ortadadır. Dünya üzerindeki somut etkilerini de dikkate alırsak, salgın hastalığı mücbir sebep olarak kabul edilmesi için başkaca gösterge gerekmemektedir.

SİGORTA TEMİNATININ TEMEL ÇERÇEVESİ

Teminatın kapsamının belirlenmesinde uygulanan esaslar sigorta sözleşmesinin genel çerçevesini ortaya çıkarır. Hukukumuzda sigorta teminatının genel çerçevesini belirlemek için iki seçenek bulunmaktadır. Bunlardan ilki rizikonun genelliği esası, sigorta sözleşmelerinde “bütün rizikolar” (all risks) teminatı şeklinde ifade edilmektedir. Bu teminat türünde, sigorta himayesi kapsam içerisinde kalan rizikolar sigortacı tarafından karşılanır. Sigorta korumasının kapsamını “teminat dışı bırakılan haller” belirlemektedir; rizikonun konusuna dahil olmak kaydıyla, bu istisna hükümlerinin kapsamının dışında kalan her şey sigorta himayesine dahildir. İkinci olarak “belirli (sayılan) rizikolar” esasında ise hangi rizikoların sigorta himayesine dahil olduğu tek tek belirtilmektedir. Böylece sigortacı sayılan hallerin dışında kalan rizikolardan sorumlu değildir. Bu riziko esasında sigorta korumasının kapsamı, hangi rizikoların teminata dahil olduğu sözleşme hükümlerine bakılarak belirlenir. Sigortacının, rizikonun gerçekleşmesi dolayısıyla ortaya çıkan zarardan veya sigorta bedelinden sorumluluğu, Türk Ticaret Kanunu’nun “sigorta kapsamı” başlığı altında 1409. maddesinde düzenlenmiştir. Buna göre, “sigortacı, sözleşmede öngörülen rizikonun gerçekleşmesinden doğan zarardan veya bedelden sorumludur.” Sigortacı, mülga TTK’ya göre, zarara neden olan tüm rizikolardan sorumlu olacak, mevcut TTK’ da ise ancak sözleşmede öngörülen ve belirlenen rizikoların gerçekleşmesinden doğan zarar veya bedelden sorumlu olacaktır.

Bununla beraber, sigorta sözleşmeleri ile sağlanan teminatların kapsamına ilişkin düzenlenen 5684 sayılı Sigortacılık Kanunu’nun 11. maddesi, sigorta sözleşmelerinin Hazine Müsteşarlığı’nca onaylanan genel şartlara uygun olarak düzenleneceğini ve açıkça kapsam dışında bırakılmamış tüm risklerin teminat kapsamında sayılacağını belirtmektedir. TTK’nın yürürlüğe girmesinden sonra, 1409. madde karşısında SK 11. maddesinin uygulanıp uygulanmayacağı tartışmalıdır. Bu konuda farklı görüşler ileri sürülmektedir. Bazı görüşler, SK düzenlemesinin 6102 sayılı TTK’nın uygulandığı dönemde de geçerli kabul edileceğini ileri sürmektedir. Diğer yandan, her iki düzenlemenin çeliştiğini ve TTK m. 1409’un uygulanacağını ileri süren görüşler de bulunmaktadır. Şu durumda TTK’nın daha yeni tarihli bir kanun olması ve sigorta sözleşmesine ilişkin esas hükümlerin TTK’da bulunması sebebiyle SK hükmü uygulanmayacaktır. Sigortacılık Kanunu’nun atıf yaptığı genel şartların her gereksinime cevap vermediği, bunların çoğunun eskidiği, yetersiz ve hatalı olduğu göz önüne alındığında, tarafların özgür iradeleri ile kararlaştırdıkları özel şartlara ihtiyaç artmıştır. Sigorta sözleşmelerine, genel şartları ihlal etmemek, emredici kurallara aykırı olmamak ve sigorta ettiren lehine olmak şartıyla özel şartlar konulabilir.

Genel şartlarda yer alan hükümlerin aksinin hiçbir şekilde kararlaştırılamayacağının kabul edilmesi, genel şartların emredici kanun hükmü sayılması anlamına gelir. Böyle bir durum söz konusu olmadığına göre, taraflarca genel şartların aksinin kararlaştırılması veya genel şart hükmünün iptal edilmesine hukuken hiçbir engel yoktur. Böyle bir durumda sözleşme serbestîsi ilkesi gereğince taraf iradelerine üstünlük tanınarak özel şartlar, genel şartlara göre öncelikle uygulanmalıdır. Sigorta poliçelerinin durumu; Covid-19 virüs tedavisinde Özel Sağlık Sigortası’ndan faydalanıp faydalanılamayacağı, Seyahat Sigortası’nda ödenen primlerin iadesinin mümkün olup olmadığı, merak konusudur. Aşağıda Covid-19 salgını sürecinde sigorta sözleşmelerinin durumu açıklanıp incelenecektir.

Türk Hukukunda, sorumluluk sigortalarında öngörülen doğrudan dava hakkı, zarar görene sigorta tazminatının ödenmesini sağlamaktadır. Zarar görene tanınan bu hak sayesinde, zarar gören, gerçek borçlu olan sigortalıyı atlayarak sigortacıya başvurma imkanına sahiptir. Sorumluluk sigortalarında, iş yerleri dolayısıyla ekonomik bir çıkar sağlayan işverenlerin bu konudaki sorumlulukları düzenlenmiş, işçilere de özellikle sosyal güvence alanında bazı haklar tanınmıştır.

Sorumluluk sigortası ile sigortalının belirli bir davranışı veya faaliyeti sebebiyle doğabilecek belirli zararlardan sorumluluğu sigortalanır. Bununla birlikte sorumluluk sebebini oluşturan olayın gerçekleşmesi ile başlayıp zarar görenin tazminat talebinin haklı olduğunun kabul edilmesi ile sona eren süreci oluşturan olgulardan biri veya birden fazlasının “riziko” olarak belirlenmesi gerekir. Rizikonun sınırlandırılması, sigorta himayesinin zaman yönünden sınırının tespiti açısından son derece önemlidir. Sigortacının garanti yükümünün kapsamı, hukuki güvenliğin sağlanması için açıkça belli olmalıdır. İşçilerin, işverenlerin sorumluluğu içinde kalan iş kazaları ve meslek hastalığına yakalanmaları nedeniyle uğradıkları zararların tazmini özel işveren sorumluluk sigortaları ile güvence altına alınabilmektedir. İşveren, çalışana hastalığın bulaşması yani rizikonun gerçekleşmesi halinde sigortacıya derhal bildirmekle yükümlüdür.

İşverenin bildirimi zamanında yapmaması nedeniyle tazminatta artış meydana gelmişse sigortacı bildirimin geç yapılmasından dolayı tazminatın artan kısmını ödemekten imtina edebilir. Sigortalı işletme, rizikonun meydana geldiği veya meydana gelme ihtimalinin yüksek olduğu hallerde, zararın önlenmesi, azaltılması, artmasının önlenmesi için önlemler almakla yükümlüdür. Aynı zamanda sigortalı işletme sigortacının bu konudaki talimatlarına olabildiğince uymak zorundadır. Bu yükümlülüğe aykırı davranışı zararın artmasına sebep olmuşsa sigortacı kusurun ağırlığına göre tazminattan indirim yapabilir.

PAKET TUR POLİÇELERİNE ETKİSİ

Tüketiciler, Covid-19 salgını sebebi ile yurtiçi ve yurtdışı gezi programlarını iptal etmektedir. Bu durumda paket turları kapsamında ödenen sigorta bedellerinin geri verilmesi gerekmektedir. Covid-19 salgını sebebi ile paket turların iptaline dair 6502 sayılı Tüketicinin Korunması Hakkında Kanun’ a dayalı olarak çıkartılan “Paket Tur Sözleşmeleri Yönetmeliği” uygulanacaktır.

Paket Tur Sözleşmesinin Feshi; Yönetmeliğin 16’ıncı maddesinde düzenlenmiştir. Buna göre, katılımcı, fesih talebini paket tur düzenleyicisi veya aracısına yazılı olarak veya kalıcı veri saklayıcısı ile bildirmek kaydıyla sözleşmeyi tek taraflı olarak feshedebilir. Paket turun başlamasına otuz günden daha az bir süre kala yapılan fesih bildirimlerinde, paket tur sözleşmesinde belirtilmek şartıyla belirli bir tutar veya oranda kesinti yapılabilir. Ama katılımcının gerekli tüm özeni göstermesine rağmen öngöremediği ve engelleyemediği bir durum veya mücbir sebep nedeniyle paket turun başlamasına otuz günden daha az bir süre kala fesih bildiriminde bulunması halinde, ödenmesi zorunlu vergi, harç ve benzeri yasal yükümlülüklerden doğan masraflar ile üçüncü kişilere ödenip belgelendirilebilen ve iadesi mümkün olmayan bedeller hariç olmak üzere, herhangi bir kesinti yapılmaksızın katılımcının ödemiş olduğu bedel kendisine iade edilir. Bu madde kapsamında yapılacak bedel iadelerinin, fesih bildiriminin paket tur düzenleyicisi veya aracısına ulaşmasından itibaren on dört gün içerisinde katılımcıya yapılması zorunludur. Dünya Sağlık Örgütü’nün 12.03.2020 tarihli kararında, Korona virüsü “Pandemi” (Küresel Salgın) olarak ilan edilmiş ve virüsün küresel olarak tehlike oluşturduğu açıkça ifade edilmiştir. Mevcut durum dikkate alındığında, yaşanılan küresel salgın tüm dünya üzerindeki somut etkileri dikkate alındığında mücbir sebep olarak kabul edilmektedir. Bu sebeple Paket Tur Sözleşmeleri mücbir sebep kapsamında feshedilebilmektedir.

SEYAHAT SİGORTALARINA ETKİSİ

Seyahat sigortası, hem yurt içi, hem yurt dışı seyahatlerinde karşılaşılabilen hastalık, kaza, valiz kaybı gibi riskleri güvence altına alan bir sigorta çeşididir. İlk olarak Şubat ayında Çin ile yapılan uçuşlara getirilen yasaklar, Mart ayı boyunca birçoğu 71 ülkeyle yapılan uçuşlar için de getirilmiştir. Bunu belirli istisnalara tabi olarak belirli süreler içerisinde şehirler arası toplu taşımaların kısıtlanması izlemiş ve şehir giriş çıkışları durdurulmuştur. Buna tabi olarak seyahat sigortaları kullanılamamaktadır. Satın alınan seyahat poliçesinin kullanılmayacak olması durumunda; prim iadesi talep edilebilir.

COVİD -19’UN ÖZEL SAĞLIK SİGORTASI VE TAMAMLAYICI SAĞLIK SİGORTALARINA ETKİSİ

Özel sağlık sigortası, sigortalının karşılaşacağı hastalık veya kaza sonucu yaralanma halinde ihtiyaç duyacağı muayene, tedavi ve ilaç masraflarını karşılayan kişilere özel ve temelde diğer sigorta hizmetleri ile aynı prensipte verilen bir sigorta türüdür. Özel sağlık sigortasının bir türü olan “Tamamlayıcı veya Destekleyici Sağlık Sigortası”, genel sağlık sigortasının temel teminat paketi içerisinde yer almayan, temel teminat paketinde yer alıp kısmen karşılanan, yani cepten ödeme yapılan ya da bireylerin daha yüksek standartlarda sağlık hizmeti talep ettiği durumlarda devreye giren özel sağlık sigortası türüdür. Özel Sağlık Sigorta Poliçelerinin, Covid-19 salgınını karşılayıp karşılamadığı konusunda farklı görüşler bulunmaktadır.

Bunlardan ilki; Bazı sigorta şirketleri özel sağlık sigortası özel şartlarında bulaşıcı hastalıkları istisna etmiş olabilir. Şu durumda koronavirüs tedavisi Dünya Sağlık Örgütü’nce bir pandemi ilan edilmesi ile genel bir yaygınlık olduğu için özel sigorta kapsamı dışındadır. Bu durumun tespit edilebilmesi için sigorta poliçelerinin özel olarak incelenmesi gerekmektedir.

İkinci görüşe göre ise, bir hastalığın sigorta kapsamında olmaması için Hazine Müsteşarlığı’nın koyduğu Özel Sağlık Sigortası Genel Şartlarında istisna edilmiş olması gerekir. Genel şartlarda salgın hastalıklarla ilgili bir istisna olmaması sebebiyle sağlık sigortası olanlar virüsü kaptığında sigorta bunu karşılamak zorundadır.

Bazı sigorta şirketleri halihazırda COVID-19 tedavisini tamamlayıcı sağlık sigortası kapsamına dahil ettiler. Salgın sonrasında koronavirüs tedavisini poliçeye dahil ettirmek isteyen kurumlar ilave para ödeyerek sigorta kapsamına dahil ettirdiler. 250 milyon Pound tutarında gelir getirmesi beklenirken kısa bir süre önce iptal edilen Wimbledon Tenis Turnuvası’nın organizatörleri 2003 yılındaki SARS salgınından sonra pandemi rizikosuna karşı ek bir teminat satın almış olduklarını duyurdular.

Sonuç olarak koronavirüs tedavisi, Özel Sağlık Sigortası kapsamında yer almadığında salgın hastalıkların tedavisini devlet yani kamu karşılamak zorundadır. Semptom gösteren hastaların koronavirüs teşhisi konana kadar ki tedavileri özel sigorta kapsamında karşılanırken, virüsün testi ve tedavisine ilişkin giderler devletin yükümlülüğündedir.

Av. Eda Ceren Parlak