ANONİM ŞİRKETLERDE ÇEŞİTLİ MENFAAT GRUPLARI05-07-2017

BİRİNCİ BÖLÜM


I. ANONİM ŞİRKETLERDE ÇEŞİTLİ MENFAAT GRUPLARI

      Batı dünyasında; büyük işletmelerin vücut bulması ve işletilmesi için gerekli sermayeyi, halk tasarrufunun birikimi ile sağlamak için Modern Kapitalizm’in yararlandığı en gelişmiş araç Anonim Şirketler olmuştur. Ekonominin hizmetinde olan hukukçu, bu ortamda, büyük teşebbüslerin kurulup yaşaması için gerekli sermayeleri nasıl toplamak gerektiği sorusuna Anonim Şirket ile cevabını vermiştir.
Anonim şirketlerin gelişip kuvvetlenmesi, bir yandan şirket bünyesi içinde çeşitli menfaat gruplarının ortaya çıkmasına sebep olmuş, diğer yandan aynı oluşum, kanun koyucuyu, bu menfaat grupları arasında olumlu bir denge sağlanması için bir takım kurallar koymaya zorlamıştır.

     Hukukun koruduğu menfaatlere hak dediğimize göre Anonim Şirketler içindeki menfaatlere ilişkin hakları üç grupta toplamak mümkündür;

1- Tek pay sahibinin hakları,
2- Çoğunluk hakları,
3- Azınlık hakları

-Tek pay sahibinin menfaati müktesep haklar müessesesinin benimsenmesi ile korunmuştur. Münferit pay sahibinin bu sıfatla (Anonim Şirketin ortağı olması sıfatıyla) haiz oldukları müktesep haklarda rızaları olmaksızın hiçbir değişiklik yapılamaz.

       Müktesep haklar, kanun veya esas mukavele hükümlerine göre umumî heyet ve idare meclisi kararlarına tâbi olmayan yahut umumî heyetin toplantılarına iştirak hakkından doğan, hususiyle azalık, rey kullanmak, iptal davası açmak, kâr payı almak ve tasfiye neticesine iştirak etmek gibi haklardır» (TK. 385)

-Çoğunluk haklarına gelince; bunlar sayı olarak pay sahipleri çoğunluğunun hakları olmayıp, pay (hisse) çoğunluğu ile ilgilidir (TK. 373). Pay sahipleri genel kurulunda çoğunluk kanunu ilkesi benimsenmiştir. Genel kurul tarafından verilen kararlar, kanuna, ana sözleşmeye ve iyi niyet ilkelerine aykırı olmamak kaydı ile (TK.381) toplantıda hazır bulunmayan veyahut muhalif oy veren pay sahipleri hakkında da geçerlidir (TK. 379). Yönetim Kurulu üyelerini seçmek ve azletmek (TK. 312-316); denetçileri seçmek ve azletmek (TK. 347-350); ana sözleşmeyi değiştirmek (TK. 386-390); esas sermayeyi artırmak (TK. 391-395) ve azaltmak (TK. 396-398); bilanço kâr ve zarar hesabını onamak (TK.369 b. 2); yıllık kârın dağıtılmasına karar vermek (TK. 369 b. 2-364 f. 2); tahvil (TK. 423) ve intifa senedi çıkarılmasına (TK. 402) karar vermek; yönetim kurulu üyeleri ve denetçilerin ücret ve aidatlarını belli etmek (TK 369 b3) gibi hakları arasındadır.


II. AZINLIK KAVRAMI

        Azınlık teriminin ise anonim şirketler hukukunda üç anlamı olduğu düşünülebilir:
- Şirket esas sermayesinin yarısının altındaki paylar topluluğunu temsil eden pay sahipleri grubu,
- Genel kurul toplantısında azınlıkta kalanlarla beraber, herhangi bir sebeple genel kurula veya oylamaya katılmamış pay sahipleri grubu,
- Şirket esas sermayesinin onda birini temsil eden pay sahipleri grubu.
       Türk Ticaret Kanununda azınlık pay sahiplerinin menfaatleri bir taraftan olumsuz diğer taraftan olumlu azınlık haklarına ilişkin emredici hükümlerle korunmuştur. Çoğunluk ile azınlık arasındaki menfaat çatışmasında haklı tarafı belli etme bakımından kanunun emredici hükümleri yanında üç kriterin daha var olduğu görülmektedir:

(a) Şirketin menfaati,
(b) Eşit uygulama ilkesi,
(c) Hakkın kötüye kullanılması teorisi M.K 2

(a) Anonim şirketin kendine özgü bir menfaati olduğu kabul edilmelidir. Şirketin menfaati kendini meydana getiren ortakların menfaati ile aynı olabileceği gibi ayrı da olabilir. Pay sahipleri çoğunluğunun ya da azınlığının menfaati şirket menfaati ile bağdaşabilir. Anonim şirketler hukukunda şirket menfaatinin pay sahiplerinin menfaatine üstün tutulması gereğini savunan görüş hem mahkemeler hem de doktrin tarafından benimsenmektedir «Şirket; hayatı, büyüklüğü ve en önemlisi hizmet bekleyen kendine özgü çıkarları olan bir varlıktır Daha çok gelişmek ve kuvvetlenmek kendi başına bir amaç, şirketin var olma gerekçesinin bir parçasıdır»


(b) Bütün pay sahiplerine eşit uygulama yapılması ilkesi de anonim şirketler hukukunun yazılı olmayan bir genel kuralıdır. Pay sahipleri arasında eşitlik, Fransız, Alman ve İsviçre hukukunda olduğu gibi, Türk doktrininde de benimsenmiştir.
Bu ilke, gerçekten, bütün pay sahipleri arasında —hisse senetleri kategorileri arasındaki farklar saklı kalmak kaydı ile— mutlak bir eşitliğin sağlanmasını öngörmektedir. Eşit uygulamadan, ancak, bütün pay sahipleri yararına şirket menfaatinin gerçekleşmesi bakımından kesin bir zorunluluk olduğu zaman vazgeçilebileceği anlamı çıkarılmaktadır. Öyle ise, ancak, haklı bir amaca ulaşmanın akla uygun ve ölçülü aracı olduğu takdirde uygulamada eşitsizlik kabul edilebilir.

(c) Bir taraftan eşit uygulama, diğer taraftan şirket menfaatinin üstünlüğü ilkeleri, hakkın kötüye kullanılması teorisine anonim şirketler hukuku içinde medenî hukuka kıyasla daha özgün bir uygulama alanı kazandırmıştır. Fransız doktrininde, medenî hukuk alanında hakkın kötüye kullanılması teorisini uygulayabilmek için bir kimsenin –kendisi için yararlı hiçbir sonuç elde etme amacı olmaksızın- hakkını yalnız bir başkasına zarar vermek kastiyle kullanmış bulunması gerekli olmaktadır. Buna karşılık Fransız mahkemelerinin anonim şirketler hukukuna ilişkin kararlarıyla şirket menfaatine aykırı olarak azınlığa zarar verme amacıyla, çoğunluk tarafından alman genel kurul kararlarını -bunda çoğunluğun kendi (kişisel) menfaatleri yönünden yararlı sonuçları olsa bile- iptal ettikleri gözlemlenmektedir. Türk/İsviçre doktrininde ise; hakkın kötüye kullanılması teorisinin anonim şirketler hukukuna uygulanması bu derece büyük bir farklılık göstermemektedir. Her ne kadar medenî kanunumuzun 2. maddesinin 2. fıkrasında «bir hakkın sırf gayrı ızrar eden suiistimalini kanun himaye etmez» denilmekte ise de, Türk mahkeme içtihatları ve doktrin burada kanunun ruhundan çıkan yoruma başvurmuşlar ve hakkın kötüye kullanılması teorisini uygulamakta bu esastan ayrılmamışlardır. İsviçre medenî kanununda «açık suiistimali» denildiği halde, bizde «sırf gayrı ızrar eden suiistimali» denilmesi, kavramı daraltmış ise de, kanun failde behemehâl kusur aramamış, yani objektif esastan ayrılmamıştır. MK. 2 f. 2 de «sırf gayrı ızrar kastiyle yapılan suiistimali» denilmeyerek «sırf gayrı ızrar eden suiistimali» denilmesi bunu açıkça göstermektedir. Türk hukukunda da, bir hakkın sosyal gayesine ve fonksiyonuna göre kullanılmamış olması hakkın kötüye kullanılması halini meydana getirebilmektedir.Türk/İsviçre hukukunda hakkın kötüye kullanılması teorisinin koşulları şu şekilde sıralanabilir

(1) Bir hak dürüstlük kuralına aykırı, özellikle amacı dışında kullanılmış olabilir;
(2) Bu kullanma sonucunda başkası için bir zarar meydana gelmiş veya bir zarar tehlikesi yaratılmış olmalıdır (zarar verme iradesi aranmaz);
(3) Hakkını kullanmakla başkasını zarara -veya zarar tehlikesine- maruz bırakan hak sahibinin bu kullanmada hukuk düzeni tarafından korunmağa değer bir menfaati bulunmamalıdır.

     Bu teoriyi anonim şirketler hukukundaki menfaat çatışmalarını çözümlemede uygulamak için; özellikle şirket menfaatinin üstünlüğü ve pay sahipleri arasında eşit uygulama ilkelerinin göz önünde tutulması gerekli olmaktadır. Çoğunluk hakkı, eşit uygulama ilkesine aykırı olarak veya şirket menfaati dışında kullanılmış ise, hakkın kötüye kullanılması teorisinin uygulanması sonucu, hukuken korunmaya değer sayılmayacaktır. Görülüyor ki, anonim şirketler hukukunda hakkın kötüye kullanılması teorisi şirket içinde ve şirketin kavramının kendisine özgü ilkelerine göre değerlendirilmektedir. Örneğin; çoğunluk yalnızca azınlığı ezmek ve hisse senetlerini düşük bedelle satın almak amacıyla, sermaye arttırılması kararı aldığı takdirde bu nitelikteki bir çoğunluk menfaati hukuken korunmaya değer sayılmayacaktır. Bu görüş Yargıtay Ticaret Dairesinin 6.1.1966 tarihli kararında da benimsenmiştir:
“ Davalı anonim ortaklığın sermayesinin arttırılması kararında, müktesep hakların ihlâli söz konusu olamayacağı gibi, afakî iyi niyet kurallarına da bir aykırılık yoktur. Çünkü gerek taraflar, gerekse bilirkişi raporuna ve belgelere dayanan mahkeme, davalı ortaklığın esas sermayesinin artırılması lüzumunu kabul etmektedirler. Bu takdirde, sözü edilen anonim ortaklığın inkişaf edeceği ve daha verimli bir hale geleceği sabit olmuştur. O halde yeni pay senedi çıkarmak suretiyle esas sermayenin artırılmasının, sırf bir kısım pay senedi sahiplerini ızrar etmek kastı ile yapıldığı sübuta ermediğimde, bilâkis ortaklık için faydalı olmak amacını güttüğü tahakkuk ettiğine göre, olayda herhangi bir suretle afakî iyi niyet kurallarının ihlâlinin söz konusu edilmemesi gerekir.


III. TÜRK ANONİM ŞİRKETLER HUKUKUNDA AZINLIK HAKLARI VE TÜRLERİ:

      Türk Ticaret Kanununda azınlığı hiçbir sınırlama olmaksızın çoğunluğun kararlarına bağlı kılmamak, diğer deyimle, azınlığı çoğunluğa karşı korumak için bir takım emredici hükümler konulmuştur.
Bunlar;
(a)Olumsuz (menfi) azınlık hakları
(b)Olumlu (müspet) azınlık hakları olmak üzere iki grupta toplanabilir.

      Anonim şirketler genel kurulunda lehe oy vermemekle kararın alınmasına engel olunabildiği hallerde olumsuz azınlık haklan bahis konusu olmaktadır.

       Kanun koyucu; şirket veya pay sahiplerinin menfaatleri yönünden önemli saydığı bazı kararların alınmasında toplantı veya karar nisaplarında veya her iki nisapta da mevsuf ekseriyeti ( nitelendirilmiş çoğunluğu) öngörmek suretiyle azınlığı korumuştur.
A. Olumsuz Azınlık Hakları

1. Azınlığın Sulh ve İbraya Engel Olması

      T.T.K. 310. Maddesinde belirtildiği üzere, ortaklığın kurucularının, yönetim kurulu üyelerinin ve denetçilerinin (T.T.K 305. -309. Mad) tabi oldukları sorumlulukları yerine getirmedikleri takdirde ancak şirketin tescili tarihinden itibaren dört yıl geçtikten sonra genel kurul kararı ile sorumlulukları sulh ve ibra yolu ile ortadan kaldırılır. Fakat madde metninde belirtilen bu dört senenin sonunda, sermayenin onda birini temsil eden diyerek azınlıktan bahsettiği için onların onayı olmadan bu kişilerin sulh ve ibrasının gerçekleşmeyeceği düzenlenmiştir. Sermayenin onda birini temsil eden azınlığın sahip olduğu bu hak sonuçları bakımından olumsuz azınlık hakkıdır.

2. Ağırlaştırılmış Çoğunluk Halleri

     Genel kurulun karar alabilmesi için, mutlak çoğunluğun kararı gereklidir. Ancak bazı önemli konularda karar alabilmek için, konunun niteliğine, önemine göre değişen ağırlaştırılmış çoğunluk aramışlardır. Bu ağırlaştırılmış çoğunluk ister kanunla konulsun ister esas sözleşme ile olsun her halükarda olumsuz azınlık hakkı devreye girecektir. Sonuçta ağırlaştırılmış çoğunluk kararı için, mutlak çoğunluğun yanında en azından bir kısım azınlığında kararı olumlu olmalıdır. T.T.K. 388. maddesinde karar yeter sayıları bakımından düzenleme yapılmıştır. Şayet ortaklığın türünü değiştirmek veya pay sahiplerinin taahhütlerini arttırmak için verilecek kararda bütün pay sahiplerinin olumlu oy kullanmış olmaları gerekir.

     Böyle bir durumda azınlığın, kararın verilmesinde aleyhe oy kullanması halinde olumsuz azınlık hakkını kullanmış olur. Kanunumuzda birçok ağırlaştırılmış çoğunluk hali mevcuttur (T.T.K. 290, 293, 388, 387, maddeleri gibi).

B. Olumlu Azınlık Hakları

       Ticaret Kanununda olumlu azınlık hakları bazı durumlarda üstün tutulmuştur. Azınlık bu hakkını kullandığı takdirde bu durum ortaklığı bağlar, azınlığın talebi yerine getirilmediği takdirde de yöneticilerin sorumluluğuna gidilebilir.
Azınlığın sahip olduğu olumlu azınlık haklarını burada tek tek belirtip gerekirse;
1. Azınlığın Yönetim Kurulu Üyeleri Aleyhine Dava Açılmasını Talep Etme Hakkı (T.T.K. 341.mad.)
2. Azınlığın Özel Denetçi Atanması Talebi (T.T.K. 348. Mad.)
3. Azınlığın Denetçilere Şikayette Bulunma Hakkı (T.T.K. 356. Mad.)
4. Azınlığın Genel Kurulu Olağanüstü Toplantıya Davet Ettirme veya Gündeme Madde Eklettirme Hakkı (T.T.K. 366. ve 367.mad)
5. Azınlığın Bilanço Görüşmelerinin Ertelenmesi Talebi ( T.T.K. 377. Mad.)



İKİNCİ BÖLÜM
BİLANÇO MÜZAKERELERİNİN BAŞKA BİR GÜNE BIRAKILMASI İSTEMİ (TK. 377)


A. TANIMI

    Sermayenin onda birine sahip olan pay sahipleri bilançonun tasdiki hakkındaki müzakerelerin bir ay sonraki bir tarihe ertelenmesini talep ettikleri takdirde genel kurul bilançonun tasdiki hususunu artık müzakere edemez (TK. 377). Kanaatimizce oturumun başka bir güne bırakılması istenirken, özellikle azınlık hakkının kullanılması bahis konusu ise, erteleme sebebinin açıklanması ve tutanağa geçirilmesi gerekir. Esasen aynı maddenin sonunda « bilançonun itiraza uğrayan noktaları hakkında gereken izahat » dan söz edildiğine göre sebep gösterilmeden ertelemenin hakkın suiistimaline yol açabileceğini düşünmek lâzımdır.

    Yargıtay Ticaret Dairesi 1147 Esas 3496 karar sayılı ve 27.10.1961 tarihli bir kararında, «Türk Ticaret Kanununun 377. maddesinde sermayenin 1/10 una sahip azınlığın talebi üzerine müzakerenin bir ay sonraya bırakılabileceği açıklanmış ve geri bırakma talebinde bulunanların bu hususta gerekçe göstereceği yolunda kanunda bir sarahat bulunmamıştır. Bu sebeple genel kurul kararının iptaline müteallik hüküm isabetlidir» denilmek suretiyle aksi görüş benimsenmiştir.

       Bilanço müzakeresi ertelenince buna bağlı olan diğer gündem maddeleri de özellikle yıllık kârın dağıtılması (TK. 360, 457) kararı ile yönetim kurulu üyelerinin ibrası da (TK. 380) ertelenmiş olur.

     Ertelenme istemi üzerine en az bir ay sonraki bir tarihte yapılacak olan toplantı bağımsız bir toplantı niteliğindedir. Bu nedenle bilançonun tasdiki maddesi ve onunla ilişkili gündem maddeleri saklı kalmak kaydıyla gündem yeniden düzenlenebilir. Özellikle azınlığın yönetim kurulu üyeleri aleyhine sorumluluk davası ikamesi için ertelenen, genel kurul gündemine madde konulmasını talebe de (TK. 366) hakları vardır.

      Kanunun 377. maddesinde belirtilen koşullarla toplantının tekrar ertelenmesi mümkündür. İkinci toplantının ertelenmesi istemini ilk toplantıda erteleme talebinde bulunan azınlıktan başka esas sermayenin 1/10 unu temsil eden diğer azınlık da yapabilir.

B. BİLANÇO GÖRÜŞMELERİNİN ERTELENMESİ TALEBİ

       Bilançonun genel kurulda tasdik edilmesi ile yönetim kurulu üyeleri, müdürler ve murakıplar ibra edilmiş olurlar ve ayrıca şirket kazancı da kesinleşmiş olur. Tasdik kararının taşıdığı bu önem dolayısıyla, bilanço müzakerelerini erteleme hakkı, hem çoğunluğa hem de şirket esas sermayesinin 1/10’una sahip olan azınlık pay sahiplerine tanınmıştır.

C. BİLANÇO GÖRÜŞMELERİNİN ERTELENMESİ TALEBİNİN KULLANILMASI

     TTK’nin 377. maddesine göre anonim şirket esas sermayesinin yüzde onunu temsil eden azınlık pay sahipleri, genel kurul toplantısında, bilançonun görüşülmesinin bir ay sonraya bırakılmasını talep edebilir. Azınlığa bu hakkın tanınması ile şirket sermayesinde çoğunluğu oluşturan pay sahiplerinin yalnız kendi görüşleri doğrultusunda bilançoyu tasdik etmek gibi bir genel kurul kararını almalarını sınırlamaktadır. Bu durumda, gerçeğe, muhasebe ilkelerine ve kanuna aykırı bilançolar düzenlenmesi önlenmektedir. Pay sahiplerine mali tablolar ile ilgili daha çok bilgi verilmesi sağlanarak, şirket iş ve işlemlerinin daha şeffaf olması sağlanmış olur.

      TTK’nın 362. maddesinin 1. fıkrası olanaktan yararlanamamış veya yeteri kadar mali tabloları incelemek için zaman ayıramamış pay sahipleri TTK’nın 377. maddesi çerçevesinde, esas sermayenin 1/10’u oranındaki paya ulaşarak genel kurulda bilanço görüşmelerinin erteleme talebinde bulunabilir. Çünkü TTK’nın 362. maddesinde ifade edilen 15 günlük süre içinde, konu hakkında fazla bilgisi olmayanlarca, bilanço, kar ve zarar hesabı gibi mali tabloların değerlendirilmesi zor olmaktadır.
Gündeme bağlılık ilkesinin istisnalarından biri olarak, azınlık pay sahipleri, bilanço müzakerelerinin bir ay sonraya bırakılmasını genel kurul gündeminde olmasa dahi talep edebilirler. Ayrıca, genel kurulda bilançonun görüşülmesi sırasında, yönetim kurulu üyelerinin sorumluluğu ortaya çıkmışsa, TTK’nın 341. maddesi çerçevesinde azınlık pay sahipleri, aynı genel kurul toplantısında yöneticiler aleyhine dava açılmasını talep edebileceği gibi, müzakerelerin ertelenmesi ile beraber TTK’nın 348. maddesi gereğince özel denetçi seçilmesini de talep edebilir.

      Azınlık pay sahiplerinin bilanço görüşmelerinin ertelenmesini talep etmesi ile erteleme kendiliğinden olmaktadır. Erteleme için oylama yapılmasına ve ayrıca karar alınmasına gerek yoktur. Azınlığın erteleme için gerekçe göstermesi zorunluluğunun olup olmadığı doktrinde tartışılmakla birlikte baskın olan görüş, gerekçe göstermenin zorunlu olmadığı yönündedir. Çünkü, azınlığın gerekçe göstermesini istemek azınlık hakkını pratikte işlemez hale getirebilecektir.


D. TEHİRİ TALEP EDİLEBİLECEK GÜNDEM MADDELERİ

     Azınlığın genel kuruldaki talebi üzerine hangi gündem maddesinin veya maddelerinin erteleneceği konusunda uygulamada farklılıklar bulunmaktadır. Bilançonun kar ve zarar ile birlikte müzakeresine ilişkin gündem maddesi ertelenebildiği gibi bu konu ile bağlantılı olarak görünen yönetim kurulu ve denetçiler raporları, karın dağıtımı, ibra gibi maddeler de ertelenebilmektedir. Ayrıca, toplantı divanının oluşturulması dışındaki bütün maddelerin ertelendiği de görülebilmektedir. Doktrinde ise, “bilançonun tasdiki hakkındaki müzakere” tabiri geniş olarak yorumlanmaktadır.


E. TEHİR TALEBİNİN ŞEKLİ

      Azınlığı temsil eden pay sahiplerinin tamamı, genel kurulda bilanço müzakerelerinin ertelenmesi isteklerini bir talep olarak ortaya koymalıdırlar. Eğer pay sahiplerinden sadece birinin müzakerenin ertelenmesini teklif olarak sunması ve bu teklife sermayenin 1/10′una sahip hissedarların oy vermiş olması bilançonun tasdiki hakkındaki görüşmeyi ertelemek için yeterli değildir. Bu şeklide pay sahiplerinden birinin vereceği teklif, genel kurulda çoğunluğu sağlayabildiği takdirde kabul edilerek erteleme gerçekleştirilebilir. TTK’nın 377. maddesinin ilk cümlesindeki “azınlığın talebi üzerine bir ay sonraya bırakılır” ifadesinden de anlaşılacağı üzere, söz konusu olumlu azınlık hakkının kullanılabilmesi için azınlığın tek yanlı irade açıklamaları yeterli olup, kural olarak genel kurulun onayına bağlı değildir.


F. BİLANÇO GÖRÜŞMELERİNİN ERTELENMESİ TALEBİNİN SONUÇLARI

       Azınlık pay sahipleri tarafından bilanço görüşmelerinin ertelenmesi talebinde bulunması durumunda, bilanço görüşmeleri bir ay sonraya bırakılır. Erteleme durumu, genel kurul toplantısına davete ilişkin usul kurallarına göre ilan edilerek pay sahiplerine bildirilir.

KAYNAKÇA
Hasan Pulaşlı, Şirketler Hukuku, 7.Bası, Adana: Karahan Kitapevi,2008.

Mehmet Bahtiyar,Ortaklıklar Hukuku,İstanbul:Beta Yayınevi2006,2.Bası.

Ömer Teoman, Ticaret Hukuku ve Yargıtay Kararları Sempozyumu Bildiriler 5,

Banka ve Ticaret Hukuku Araştırma Ensitüsü, Ankara, 1988

T. Mahmut Birsel, Anonim Şirketlerde Azınlık Hakları, İmran Ökten’e Armağan, İzmir, 1970

Hakan Güçlü, Azınlık Hakları Konusunda TTK ve SerPK’da Yer Aslan Düzenlemeler ve Gelişmiş Ülke Uygulamaları, www.hakanguclu.com

Hirş, E., Ticaret Hukuku, 3. Bası, İstanbul 1948

Arslanlı, H., Anonim Şirketler, C. I, 3. Bası, İstanbul 1960

İmregün, O., Anonim Ortaklıklar, İstanbul 1968

Moroğlu, E., Türk Ticaret Kanununa göre Anonim Ortaklıkta Genel Kurul Kararlarının Hükümsüzlüğü, Ankara 1967

Av.Habip Bozkurt (İstanbul Barosu)